E-ISSN 2757-8062
Volume : 43 Issue : 1 Year : 2022

Quick Search




ZEYNEP KAMIL MEDICAL JOURNAL - Zeynep Kamil Med J: 43 (1)
Volume: 43  Issue: 1 - 2012
ORIGINAL RESEARCH
1.Overin Granüloza Hücreli Tümörlerinde Klinik Deneyimlerimiz
Ateş Karateke, Mehmet Güzelgül, Selçuk Selçuk, Mehmet Raşit Asoğlu, Çetin Çam
Pages 1 - 6
GİRİŞ ve AMAÇ: Seks-kord stromal tümörler tüm over malignitelerinin yaklaşık olarak %5-8’ ini oluştururlar ve bunlar içinde en sık görüleni granüloza hücreli tümörlerdir. Bu çalışmada; kliniğimizde granüloza hücreli tümör tanısı almış olgulardaki deneyimlerimiz incelenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya, hastanemiz jinekolojik onkoloji kliniğinde 2005-2009 yılları arasında opere edilen granüloza hücreli over tümörü olan 18 olgu dahil edildi. Bu olgular; tanı anındaki yaş, fertilite arzusu, tanıdaki semptomlar, endometrium durumu, parite, tümör evresi, tümör grade, tümör çapı, cerrahi tedavi şekli, adjuvan tedavi uygulanıp uygulanmadığı, sağ kalım, rekürrens ve ölüm açısından değerlendirildi.
BULGULAR: Olguların tanı anındaki ortalama yaşı 49 ± 15.4 (14 - 76) yıl olarak hesaplandı. Tanı anındaki en sık semptomlar anormal uterin kanama (%72) ve abdominopelvik ağrı (%67) idi. Preoperatif değerlendirilmede 2 endometrial hiperplazi ve 1 endometrium kanseri tespit edilmişti. Olguların ortalama takip süresi 4.3 ± 1.4 (2 - 7) yıl olarak hesaplandı. Olguların 13’ ü (%72.2) evre I, 2’ si (%11.1) evre II, 3’ ü (%16.7) evre III olarak bulundu. Postoperatif adjuvan tedavi olguların 11’ ine (%61) verilmişti. Takip süresinde %11 oranında nüks izlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Overin granüloza hücreli tümörleri nadir görülmektedir ve ilk tanıdan yıllar sonra bile nüks etme eğilimindedirler. Bu tümörlerin tedavisi cerrahidir ve fertilitesini devam ettirmek isteyen olgularda fertilite koruyucu cerrahi yapmak mümkündür. Bizim granüloza hücreli tümörlerle ilgili deneyimlerimiz literatür ile uyumludur. Ancak; bu konuda randomize çalışmaların azlığı nedeniyle konunun tüm yönleri net olarak ortaya konulamamıştır. Bu konuyla ilgili prospektif randomize çalışmalara ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: Sex-cord-stromal tumors (SCSTs) represent approximately 5-8% of all ovarian malignancies. Granulosa cell tumors are the most common malignant tumors in the group of SCSTs. In this trial, we present our experiences in patients with granulosa cell tumor.
METHODS: 18 patients with granulosa cell tumor operated in our hospital between 2005 – 2009 are included and evaluated for age, wish for the preservation of fertility, symptoms, condition of endometrium, parity, stage of tumor, tumor grade, diameter of the tumor, type of surgical treatment, use of adjuvant treatment, survival, recurrence and mortality’.
RESULTS: Average age of the patients are 49 ± 15.4 (14 - 76). The most common symptoms were abnormal uterine bleeding (72%) and pelvic pain (67%) on admission. On preoperative evaluation, 2 endometrial hyperplasia and 1 endometrium cancer were diagnosed. The average follow-up time was 4.3 ± 1.4 (2 - 7) years, 13 (72.2%), 2 (11.1%) and 3 (16.7%) of the patients presented with stage 1, 2 and 3, respectively. Postoperative adjuvant therapy was given to 11 of the patients (61%).Recurrence rate was 11% along follow up time.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Granulosa cell tumors are rare tumors and may recurrence later. Surgery represents the most important therapeutic arm. Conservative surgery, preserving the possibility of a future pregnancy can be performed. Our experiences are coherent with literature. However, there is a lack of number of randomized clinical trials, and prospective randomized controlled trials are needed.

2.Molar Gebeliklerde Ultrasonografi ile Klinik Ön Tanı Başarısı
Özgür Aydın Tosun, Pınar Batu, Arzu Arınkan, Abdulkadir Turgut, Çetin Çam, Ateş Karateke
Pages 7 - 10
GİRİŞ ve AMAÇ: Gestasyonel trofoblastik hastalık(GTH), anormal fertilizasyonun bir sonucu olarak gelişen gebelikte trofoblastın anormal proliferasyonu sonucu endometrium ve myometriumu invazyonu ile karakterize bir hastalık grubudur. Genellikle ilk trimasterde olan vaginal kanama veya gebeliğin 10-12. haftalarında yapılan rutin ultrasonografi ile tanı konulur. Bu çalışmayla hastanemizde histopatolojik olarak Molar Gebelik(MH) tanısı almış olan olguların hospitalizasyon esnasında konulan ilk yatış tanılarının doğruluğunun retrospektif olarak karşılaştırılmasını amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2000–2008 yılları arasında Jinekoloji ve Jinekolojik Onkoloji biriminde histopatolojik olarak MH tanısı almış olan olguların medikal kayıtları retrospektif olarak incelendi.. Çalışmamızda verilerin değerlendirilmesinde SPSS 12.0 paket programı kullanıldı.Tek değişkenli analizde Pearson Ki –kare analizi kullanıldı. P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
BULGULAR: Toplam 203 olgu incelendi. Parsiyel mol olgularında doğru tanı oranı %15 (19/123), komplet mol hastalarında ise %50 (40/80) olarak hesaplandı. Tüm MH olgularında doğru ön tanı oranı %29 (59/203) olarak bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: MH, kendisini obstetrik acil olarak gösterebilir ve olguların acil polikliniklere başvurmaları sık olarak gerçekleşir. Özellikle takipsiz olarak, kanama nedeniyle ilk defa başvurmuş olan erken gebelik olgularının tanısında MH olasılığının daha dikkatle irdelenmesi gerekmektedir.
INTRODUCTION: Gestational trophoblastic disease (GTD) is a heterogeneous group of diseases characterized by invasion of abnormally proliferating trophoblastic tissue to the endometrium and myometrium.Diagnosis is usually made by ultrasonography at 10-12 weeks.Purpose of this research is to determine the initial diagnosis of hydatiform mole cases at the hospitalization who had GTD diagnosis histopathologically later.
METHODS: This retrospective study was performed including the patients who had GTH diagnosis at gynecology and oncology department at Zeynep Kamil Hospital between 2000 and 2008. Statistical analysis was performed using the SPSS 12 program. Chi-square test was used for statistical analysis. P values were considered to be statistically significant at P < 0.05.
RESULTS: 203 patients were included in this research. Right diagnosis ratio at partial mole cases is %15 (19/123) and at complete mole cases is %50 (40/80). Early diagnosis ratio with ultrasonography at total hydatiform mole cases is %29 (59/203).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It is important to keep in mind GTD when pregnant women who dont visit doctors regularly,apply emergency with vaginal bleeding at the first trimestr.

3.Gebeliğin Kolestatik Hastalığında Maternal ve Perinatal Sonuçlar
Turhan Aran, Mehmet Armağan Osmanağaoğlu, Recep Erin, Hasan Bozkaya
Pages 11 - 14
GİRİŞ ve AMAÇ: Gebeliğin kolestatik hastalığında maternal ve perinatal sonuçları araştırmak kolestatik hastalığında maternal ve perinatal sonuçları araştırmak
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2008–2011 yılları arasında gebeliğin kolestatik hastalığı tanısı ile kliniğimizde yatırılarak takip edilen hastalar üzerinde retrospektif olarak uygulandı. Serum safra asitleri ≥ 15micromol/L veya kaşıntı şikâyeti ile birlikte serum transaminaz değerlerinde yükseklik varlığı gebeliğin kolestatik hastalığı tanı kriterleri olarak belirlendi. Erken doğum, fetal büyüme kısıtlılığı, preeklampsi, intrauterin fetal ölüm varlığı, maternal ve neonatal sonuçlar kayıt edildi
BULGULAR: Toplam 24 hasta değerlendirildi. Hastaların ortalama yaşı 26.4±5.8, kilosu 78.6±12.1 ve vücut kitle indeksi 30.1±5.7 idi. Doğumun gerçekleştiği andaki gebelik süresi ortalama 263,4±9.9 gün idi. Serum safra asidi ortalaması ise 112.7±87.1 mikromol/L idi. İki olguda (%8.3) fetal büyüme kısıtlılığı ve 3 olguda (%12.5) preeklampsi altı olguda (%25) erken doğum gelişmişti. Hiçbir hastada sarılık yoktu. Ortalama yenidoğan ağırlığı ve 5. dakika APGAR skoru sırası ile 2975±454 gram ve 9.7±0.5idi. Bir hasta postpartum dönemde karaciğer yetmezliği nedeni ile kaybedilmişti.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Gebelik kolestazı tanısı koymadan önce benzer klinik tablo oluşturabilecek hastalıkların ayırıcı tanısı dikkatli bir şekilde yapılmalıdır.
INTRODUCTION: to investigate maternal and perinatal outcomes in patients with intrahepatic cholestasis of pregnancy
METHODS: This study was conducted between 2008 and 2011 on patients with intrahepatic cholestasis of pregnancy. The study was designed in retrospective manner. All data were collected from hospital records. Total serum bile acid ≥ 15micromol/L or pruritus with increased serum transaminase levels were accepted as diagnostic criteria for intrahepatic cholestasis of pregnancy. The rate of preterm birth, fetal growth restriction and intrauterine fetal demise were the main outcomes. Maternal and neonatal records were also noted
RESULTS: A total of 24 patients with intrahepatic cholestasis of pregnancy were enrolled the study. The mean patients’ age and weight and BMI were 26.4±5.8 and 78.6±12.1 and 30.1±5.7 respectively. The mean serum total bile acid level was 112.7±87.1 mikromol/L. The mean gestational time was 263.4±9.9 at time of labor. The mean neonatal birthweight and the five-minute APGAR score 2975±454 g. And 9.7±0.5 respectively. Cesarean delivery rate was 25%. The rate of fetal growth restriction, preeclampsia and preterm birth were 8.3%, 12.5% and 25%. A patient was died due to postpartum hepatic failure.
DISCUSSION AND CONCLUSION: A physician should consider other clinical pathologies that can cause maternal death before the diagnosis of intrahepatic cholestasis of pregnancy

CASE REPORT
4.Peser Kullanımı İle İlişkili Serviks Kanseri: Olgu Sunumu
Mehmet Gül, Erbil Çakar, Oya Pekin
Pages 15 - 17
Peserler, eşlik eden hastalığı olan yaşlılarda ve cerrahi onarım istemeyen kadınlarda pelvik organ prolapsusu için etkin bir tedavi yöntemidir. Peserler uygun kullanılmadığı veya ihmal edildiği zaman vezikovajinal fistül (VVF), rektovajinal fistül (RVF), ince barsak inkarserasyonu, hidronefroz, pyelonefrit, ürosepsis, vajinal reepitelizasyon, vajinal kanser ve servikal kanseri içeren ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Bu makale, uterin prolapsus nedeniyle 42 yıl önce peser yerleştirilen ve nadir komplikasyonlardan olan servikal kanserli 73 yaşındaki olgunun sunumudur.
Pessaries are effective treatments for pelvic organ prolapsus (POP) in elderly women with significant comorbidities, and in women who do not desire surgical repair. When neglected or not used properly, pessary may lead to serious complications including vesicovaginal fistula, rectovaginal fistula, small bowel incarceration, hydronephrosis, pyelonephritis, urosepsis, vaginal re-epithelization, vaginal cancer or cervical cancer. This article is about of a vaginal pessary inserted 42 years ago for uterine prolapse and had cervical cancer from rare complications of pessaries in an 73-year- old women.

5.Osteoklast Benzeri Dev Hücreler İçeren Leiomyosarkom
Hülya Yavuz, Suna Cesur, Ecmel Kaygusuz, Ateş Kareteke
Pages 18 - 20
Leiomyosarkomlar uterus malignitelerinin %1-3 ünü, uterus sarkomlarının ise üçte birini oluşturmaktadır(1). Nadir mikroskopik tiplerinden biri osteoklastik dev hücreler içeren tipidir. Günlük uygulamada nadir görülen leiomyosarkom vakalarının daha da nadir görülen bu alt tipi dev hücrelerin varlığı nedeniyle ayırıcı tanı güçlüğü yaratabilir. Literatürdeki immunhistokimyasal ve elektron mikroskopik çalışmalar bu hücrelerin epitelyal ve ya histiyosit kökenli olabileceğini düşündürmüştür.
The leiomyosarcomas account for 1-3 % of uterine malignancies and 30 % of uterus sarcomas. The “osteoclastic” giant cell variant is a very rare microscopic type of the leiomyosarcomas. In daily practice, the cases of leiomyosarcomas are very rare and the osteoclastic variant is even rarer than them. Differential diagnosis of this variant is difficult because of giant cells in it. Immunhistochemical and electron microscopic studies indicate that, the origins of these cells are epithelial or histiocytic.

ORIGINAL RESEARCH
6.Çocuklarda Görülen Tip 1 Duane Sendromunda Güçlendirilmiş Vertikal Rektus Kas Transpozisyonu
Serhat Imamoğlu, Gökhan Pekel, Birsen Gökyiğit, Serpil Akar, Evre Pekel, Nihat Sayın, Ahmet Demirok
Pages 21 - 25
GİRİŞ ve AMAÇ: Tip 1 Duane sendromlu çocuklarda güçlendirilmiş tam ve kısmi rektus kas transpozisyonunun etkinliğinin değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tip 1 Duane sendromlu, lateral fiksasyon yöntemiyle güçlendirilmiş vertikal rektus kas transpozisyonu yapılan 25 hastanın 27 gözünün retrospektif incelemesinde, kısmi (12 göz) ve tam (15 göz) rektus kas transpozisyonunun fonksiyonel sonuçları karşılaştırıldı. On iki gözde primer pozisyonda şaşılık yok iken 15 gözde ezotropi mevcut idi. İstatistiksel analiz için SPSS 15.0 yazılım programı kullanıldı. Preoperatif ve postoperatif kaymaları kıyaslamada T-testi kullanıldı.
BULGULAR: Ekim 2004-Temmuz 2010 tarihleri arasında opere edilen 25 hastanın (9 erkek, 16 kız; 9,9±4,7 yaş) 27 gözü çalışmaya alındı. Yirmi üç hasta tek taraflı ve 2 hasta bilateral tip 1 Duane sendromu idi. Ezotropik tip 1 Duane sendromlu hastalarda preoperatif uzakta kayma açısı 22,6±10,1 prizma dioptri (PD), postoperatif 7,0±10,0 PD (p=0,000) ve preoperatif yakında kayma açısı 21,8±9,6 PD ve postoperatif 6,0±7,9 PD (p=0,000) idi. Güçlendirilmiş transpozisyon sonrasında 22 gözde (% 81) abdüksiyon yeteneği belirgin bir şekilde artmış olarak saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Kısmi ve tam rektus kas transpozisyonuna lateral fiksasyon sütürlerinin eklenmesi, tip 1 Duane sendromlu çocuklarda addüksiyon yeteneği bozulmadan, prosedürün tonik abdüksiyon kuvvetini iyileştirmiştir. Güçlendirilmiş tam rektus kası transpozisyonu ve güçlendirilmiş kısmi rektus kası transpozisyonunun fonksiyonel sonuçları benzer olarak bulunmuştur.
INTRODUCTION: Our aim was to evaluate the efficacy of augmented full and partial rectus muscle transposition in children with type 1 Duane syndrome.
METHODS: A retrospective review of vertical rectus muscle transposition augmented with lateral fixation procedures in 27 eyes of 25 children with type 1 Duane syndrome was performed and the functional results of partial (12 eyes) and full (15 eyes) rectus muscle transposition were compared. Fifteen eyes had also esotropia while 12 eyes did not have strabismus in primary position. SPSS 15.0 software for Windows® was used to summarize baseline characteristics and outcomes and to compare preoperative and postoperative deviation (paired T-test).
RESULTS: Twenty-seven eyes of 25 children (9 male and 16 female) with a mean age of 9.9 (SD: 4.7) years were operated between October 2004 and July 2010. Twenty-three children had unilateral and two children had bilateral type 1 Duane syndrome. In esotropic type 1 Duane syndrome patients, the preoperative angle of deviation at distance was 22.6 ± 10.1 prism diopters (PD) compared with 7.0 ± 10.0 PD postoperatively (p=0.000) and the preoperative angle of deviation at near was 21.8 ± 9.6 PD compared with 6.0 ± 7.9 PD postoperatively (p=0.000). After augmented transpositions, abduction ability was markedly increased in 22 eyes (81 %).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The addition of lateral fixation sutures to partial and full rectus muscle transpositions improves the tonic abducting force of the procedure for children with type 1 Duane syndrome without compromising adduction. The functional results of full rectus muscle augmented transposition and partial rectus muscle augmented transposition are similar to each other.

7.Hızlı Test ile İnfluenza A ve B Tanısının Klinik Bulgulara Göre Değerlendirilmesi
Cem Paketçi, Rabia Gönül Sezer, Ahu Paketçi, Züleyha Aysu Say
Pages 26 - 31
GİRİŞ ve AMAÇ: İnfluenza virüslerinden kaynaklanan hastalıklar, hafif solunum yolu hastalıklarından ölümcül viral pnömoniye kadar çeşitlilik gösterir. Virüsün tanısı burun ve boğaz sürüntüleri, nazofaringeal aspirat, balgam ve bronkoalveolar lavaj gibi örneklerden konulabilinir. İnfluenzanın kesin tanısı virüsün hücre kültüründen izole edilmesi ile konulur. Ancak influenza epidemi ya da pandemisi varlığında hızlı tanı testleri viral hücre kültürü yöntemleri ile birlikte kullanılabilir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya Mart-Nisan 2008 tarihleri arasında Zeynep Kamil Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Polikliniğine başvuran, şikayetleri son üç gün içerisinde başlayan, başka nedenle açıklanamayan ani ateş (>38°C), öksürük ve/veya boğaz ağrısı olan 1 ay–14 yaşları arasındaki çocuk hastalar alındı
BULGULAR: Bu çalışmada, klinik olarak influenza düşünülen 100 hasta (47 kız ve 53 erkek) hızlı test ile değerlendirildi. Beş olguda test pozitif olarak değerlendirildi ve viral kültürde üreme saptanamadı. İnfluenza pozitif saptanan olgularda; ateş (% 100), öksürük (% 80), nazal akıntı (% 60) ve nazal obstrüksiyon (% 20) mevcut idi ve görülme oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Miyalji ve başağrısı influenza pozitif olgularda, influenza negatif olanlara göre daha yüksek oranda görülmesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı değildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hızlı tanı testlerinin kullanımının kolay ve İnfluenza tanısında kullanılabilir olmasına rağmen her zaman doğru sonuç alınamayabilir. Bu nedenle bu testlerin ancak tarama amaçlı olarak kullanılabileceği kanısındayız.
INTRODUCTION: Diseases caused by influenza viruses range from an upper respiratory tract infection to lethal viral pneumonia. The virus can be diagnosed by materials of nasal swaps, nasophargeal aspirates, sputum or bronchoalveolar lavage. The golden standart for diagnosis is the isolation of virus in cell cultures. During an epidemic or a pandemic, rapid tests and cultures can be used concomitantly.
METHODS: A retrospective review of vertical rectus muscle tIn this study, we aimed to evaluate the importance of rapid test and the clinical findings for the diagnosis of influenza in 100 children (47 girls and 53 boys) who were clinically compatible with influenza.
RESULTS: There were only 5 positive results whereas no virus was isolated with culture. When we compared the occurrence of fever (% 100), coughing (% 80), nasal drainage (% 60) and nasal occlusion (% 20) based on the rapid test positivity, the results were not statistically significant(p>0,05). Although myalgia and headache were more commonly seen in Influenza test positive patients, the results were not significant either.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although rapid tests are easy and appropriate to use for the diagnosis of influenza, they are not always reliable. For this reason, we believe that they can only be used for screening.

CASE REPORT
8.Posterior Üretral Valv Tedavisini Vezikotomisiz Yapmak Hastaya ya da Üriner Sisteme Katkı Sağlıyor mu?
Ceyhan Şahin, Ayşenur Cerrah Celayir, Gökmen Kurt
Pages 32 - 37
Amaç: Vezikostomi açılarak veya açılmadan tedavi ettiğimiz olgularımızın uzun dönem takiplerinde yöntemin bir üstünlüğü olup olmadığını belirlemek amacıyla posterior valve nedeniyle opere ettiğimiz olgular değerlendirildi. Böylelikle tedavi yönetimini yeniden gözden geçirip posterior üretral valvli hastaların daha doğru bir yaklaşımla mortalite ve morbiditesini düşürmeyi hedefledik.
Materyal- Metot: Zeynep Kamil Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniğinde 1 Ocak 2005- 1 Ocak 2011 yılları arası PUV tanısı alan toplam 21 hasta incelendi. Hastalar vezikostomi açılanlar Grup 1 ve açılmayanlar Grup 2 olarak iki gruba ayrılarak başvuru, 3. ay, 6. ay ve 12. ay değerleri Mann-Whitney U testi kullanılarak analiz edildi
Bulgular: VCUG ile tipik PUV görüntüsü 14 olguda gösterilebildi, diğerlerinde tanı sistoskopi ile doğrulandı. Hastaların yedisine vezikostomi açıldı (Grup 1), 13’üne doğrudan sistoskopik fulgurasyon yapılabildi (Grup 2). 1 hasta öldüğü için çalışmadan çıkarıldı. Grup 1 ile Grup 2’nin hastaneye ilk başvuru GFR değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. İlk başvurudaki değerleri karşılaştırıldığında PMR, BUN ve kreatinin açısından anlamlı fark varken diğer değerler ve iki böbrek AP çapları açısından anlamlı fark yoktu. Grup 1 ve Grup 2 arasında ilk operasyon sonrası 3. aydaki değerleri karşılaştırıldığında BUN değeri dışında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. İlk operasyon sonrası 6.ayda ve 12.ayda değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu.
Sonuçlar: Doğrudan fulgurasyon veya vezikostomi sonrası fulgurasyon yapılması, PUV’larda böbrek fonksiyonlarının gerilemesi veya kronik böbrek yetersizliğine gidiş açısından aralarında herhangi bir farklılık saptanmamıştır. Ancak ülkemiz şartlarında kolayca takipten çıkabileceği ve düzenli kontrollere gelemeyeceği düşünülen hastalara vezikostomi açmaktan kaçınılmaması gerektiğini düşünmekteyiz.
Introduction / Aim: Patients operated for puv with or without creating a vesicostomy were evaluated with their long-term results in order to compare the methods and show the superiority of the method without a vesicostomy. So that, we aimed to re-rewiev the management of treatment and reduce mortalitiy and morbidity of patient with posterior urethral valves with a more accurate approach.
Material and methods: 21 patients with PUV treated between 1 January 2005-1 January 2011 at our department were evaluated for this study. Patients divided into two groups with a vesicostomy as group 1 and without vesicostmy as group 2 and than groups first admission, 3 months, 6 months and 12 months values were analyzed using the Mann-Whitney U test.
Results: Typical appearence in VCUG of PUV was present with 14 patients. Patients without having the typical appearence of PUV were diagnosed with cystoscopy. Vesicostomy was created in 7 patients (Group 1), and directly cystoscopic fulguration was performed i in 13 patients (Group 2). 1 patient excluded from the study because of died. No statistical difference was present between GFR values of these two groups on first admission. When compared preoperatively significant difference detected between PMR, BUN and Creatinine values whereas no significant difference was found for other parameters, moreover renal AP diameters. There was no statistically significant difference other than the value of BUN between group 1 and group 2 after the 3 months later first operation when compared to values. There was no statistically significant difference between group 1 and group 2 after the 6 months and 12 months later first operation when compared to values
Conclusion: No difference found between renal function deterioriation or progression to chronic renal failure in PUV patients after performing fulguration directly or creating a vesicostomy before fulguration. However, condition of our country we think that don’t avoid to opening vesicostomy patients who are considered will not regular checkup and follow-up could result.rapid test

LookUs & Online Makale